Ebeveyn Danışmanlığı Nedir?

Ebeveyn olmak en yaşanılası durumlardandır. Ancak bir o kadar zorluklarıyla beraber bu rol hayatımıza eklenir. Çünkü anneliğimiz ve babalığımız, geçmiş yaşantılarımızla (kendi bebekliğimiz, çocukluğumuz ve diğer gelişim dönemlerimizdeki acılar, mutluluklar, hayal kırıklıkları, kayıplarla vb.) şekillenir. Anne babalığımızı deneyimlerken bazı yaşantılarımızla barışmamız, kendimizi onarmamız gerekir ki çocuğumuzun ya da çocuklarımızın gelişimini olumlu yönde etkileyebilelim. Ebeveyn danışmanlığı bu noktada ebeveynlere, verilen profesyonel bir destektir. Aynı zamanda ebeveyn danışmanĺığı çocuğunuzun gelişim döneminin özelliklerini ve bu dönemde neye ihtiyaç duyduğu bilgisini vermeyi hedefler.
Hamilelik Dönemi ve 0-2 Yaş Ebeveyn Danışmanlığı
Hamilelik dönemi ebeveyn danışmanlığı; hamilelik döneminde annenin stresiyle başa çıkabilmesi, stresini düzenleyebilmesi, karı-koca olarak bu süreçte birbirlerine nasıl destek olacakları, birbirlerini nasıl rahatlatacakları, anne ve baba adayının duygusal olarak anne ve baba olmaya hazırlanması, bebek doğduktan sonra oluşabilecek krizler ve bu krizleri nasıl yönetecekleri konusunda bilgilenmeleri ve deneyimlerini genişletme amacıyla verilen danışmanlık hizmetidir.

Ebeveynlik İçsel Bir Yolculuktur

Bebek doğduktan sonra, 0-2 yaş dönemine yönelik ebeveyn danışmanlığında; bebekle kurulacak güvenli ve sağlıklı anne bebek ilişkisi, bebeklik dönemi gelişim özellikleri, bebeğin anneyle güvenli bağ kurmasını sağlamak amacıyla güvenli, sağlıklı ve işlevsel ebeveynlik becerilerinin kazandırılması, bebeğin uyku, yeme düzeni, hem fiziksel hem duygusal olarak bebeğin anneden nasıl besleneceği, babanın bu süreçte anneye nasıl destek olacağı ve evde değişen yeni sisteme yani bebekli sisteme anne babanın uyumunu sağlama ve üst ailelerle ilişkinin yeniden düzenlenmesi gibi konularda danışmanlık hizmeti verilir.
Çocuk (2-12) Yaş Ebeveyn Danışmanlığı
2-12 yaş arası çocukların gelişim özellikleri hakkında bilgi verilmesi, çocukların yaşına göre beklentilerin düzenlenmesi, okula başlama, ders çalışma alışkanlığı kazandırma, sosyal becerilerini güçlendirme, aile içi dinamiklerin çocuk üzerindeki etkisi, boşanma durumunda çocukla ilgili düzenlemelerin yapılması, okul, il vb. çocuğun ortamının değiştiği durumlar, çocuk travmatik bir olay yaşadığında yapılabilecek yardım ve destek müdahaleleri, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında ve çocuğu etkileyen ve ilgilendiren çok çeşitli konularda ailelere verilen ebeveyn danışmanlığı hizmetidir.

Ergen (12-18) Ebeveyn Danışmanlığı

12-18 yaş arası ergenlik dönemi gelişim özellikleri, ergenlik döneminde anne babayla olan ilişkilerin yeniden düzenlenmesi, aile içi kuralların yeniden düzenlenmesi, ergenin yaşadığı kimlik bulma süreci, okul ve ders süreçleri, ergenlik döneminde riskli davranışları ayırt edilmesi, ergenlik döneminde ortaya çıkan krizleri ebeveynlerin nasıl yöneteceği, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında ve ergeni etkileyen ve ilgilendiren çok çeşitli konularda verilen ebeveyn danışmanlığı hizmetidir.

Ebeveyn Olmak

Ebeveynliğe geçişin, İnsanın en önemli yaşam olaylarından bir tanesi olduğu düşünülmektedir. Çoğu kişiye göre de anne baba olmak en yaşanılası, en güzel duygulardan biridir. Bu süreç güzelliklerinin yanında çeşitli zorluklara ve yaşam deneyimlerine kapı açmaktadır. Çiftin anne babalığı deneyimlerken, bu süreci öğrenirken, bebeğin ihtiyaçlarını karşılarken; bir müddet sonra bebeksiz hayatlarındaki alışkanlıklarından, düzenlerinden uzaklaştıkları görülür. Bu alışkanlıklar, uyku, yemek, cinsellik gibi temel ihtiyaçlar olabileceği gibi; evi düzenleyen temizlik, yemek hazırlama gibi günlük işler olabilir, çiftler çalışıyorsa iş hayatlarında da değişiklikler olabilir.

Ebeveyn Olmak Hazırlanılabilecek Bir Şey Midir?

Çocuk sahibi olmayı düşünen çiftlerin en sık kendilerine ya da birbirlerine sordukları soru “Hazır mıyız?” sorusudur. Çoğu ebeveyne göre anne babalık hazırlanılacak bir şey değildir. Çünkü anne babalık ancak yaşandığı zaman anlaşılabilecek bir duygudur. Ama bazı öngörülerde bulunmak mümkündür. Bebek doğduğunda hayat içerisindeki sorumluluklar artacak ve yeni görevler eklenecektir. Bu görev ve sorumluluklar, uzunca bir süre bırakılamayacaktır. Dolayısıyla çiftlerin, bireysel ya da beraber, çocuksuz bir şekilde neyi yapmak istiyorlarsa yapmalarında, bebek planlamasına girmeden fayda vardır. Araştırma sonuçları da bu düşünce ile benzerdir.

Ebeveyn olmayı erteleyen bireyler, çocuklarıyla olumlu bir ilişkiye sahip olmanın yanı sıra, araştırma bulguları, diğer yaşam alanlarında da pozitif etkileri olduğuna işaret etmektedir. Bu ebeveynler daha az iş ve aile çatışması yaşarken diğer ebeveynlere göre daha olumlu (ve durağan bir evlilik ilişkisine sahiplerdir. Yaşı ileri olan babalar, daha genç babalara göre ev ve işin taleplerini dengelemek konusunda daha başarılıdır (Akt. Uludağlı,2017).

Çocuk Sahibi Olmak Bireyi Nasıl Etkiler?

Yapılan araştırmalar, çocuk sahibi olmanın kişinin hayatı üzerinde olumlu etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Bu durumun ebeveyn olduktan sonra daha sorumlu davranışlar göstermek zorunda hissetme ile ilişkili olması olasıdır. Bazı araştırmacılar tam tersine ebeveyn olmanın iyilik hali ile olumsuz olarak ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Çocuk sahibi olma bireyin yaşam tarzı, dünyaya bakışı, partneri ile ilişkisi ve sosyal yaşamında önemli değişikliklere neden olduğu için çoğu birey bu yeni yaşantılara uyum sağlamakta zorluk çekmektedir. Doğumun ardından ebeveynler yaşam düzeninin radikal bir biçimde değişmesi, özgürlüğün kısıtlanması, partnerle ilişkinin ve cinsel yaşamın sekteye uğraması nedeniyle uyum sorunları yaşayabilmektedirler. Çocuğun aileye katılmasının ardından eşlerin evlilik doyumu düşmekte, birlikte ortak aktivitelere katılma ve olumlu etkileşimlerde bulunma olasılığı azalmaktadır Çocuğun aile katılımı ile beraber çocuğun bakımı ve onunla ilgilenme nedeniyle bireyin iş yükü artmakta, yaşamın diğer alanları için birey daha az zamana sahip olmakta ve roller arasında çatışma yaşayabilmektedir. Aynı zamanda çocuğun giderlerinin

karşılanması da ekonomik yükü arttırmaktadır. Tüm bu koşullar, çocuklu bireylerin daha fazla stres yaşamasına neden olabilmektedir (Akt. Uludağlı,2017).

Evlilikte eşler arasında görev dağılımında taraflardan birinde, daha fazla yük olması, eşlerin yıpranmalarına yaşam doyumlarının düşmesine sebep olabilir. Çünkü çocuğun da karşılanması gereken ihtiyaçları ve Ona destek olması gereken sağlıklı bir ruh yapısındaki ebeveyne ihtiyacı vardır. Aynı zamanda bu yaşam temposuna iş yaşamının stresi de eklenince, çocuğun bakımını üstlenen ebeveynin omuzlarındaki yük artmaktadır. Bu çok yönelimli hayat nedeniyle çocuğuyla yetersiz zaman geçirdiğini düşünen annelerin yaşam doyumlarının daha düşük olduğu görülürken; babalar için ise böyle bir ilişki bulunmamıştır (Akt. Uludağlı,2017). Buna karşın babalar da anneler gibi rol çatışması yaşayabilir. Bebeğin ardından yeni babalık rolünün getirdiği gereklilikleri yerine getirmek, yeni benlik imajlarına alışmak için çabalarken; aynı zamanda hem kişisel ihtiyaçları hem de iş yaşantısının talepleriyle başa çıkmak birçok baba için zorlayıcı bir süreç olabilir.

Ebeveynlik yaşantısına ilişkin zorluklar sadece rol çatışmasından kaynaklanmayabilir.

Ebeveyn Ve Çocuk Arasındaki İlişki

Ebeveynin çocuğuyla kurduğu ilişkinin niteliğinin, ebeveyninin psikolojik sağlığı ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu da ebeveynin çocuğuyla kurduğu ilişkinin köklerinin, ebeveynin kendi ebeveynleriyle kurduğu ilişkiye dayandığı gerçeğine bizleri götürür. Yeni anne baba olmuş bir bireyin anne babalığın temelini kendi anne babasından aldığı gerçeği ile yüzleşmesi de, ebeveynliği deneyimlerken bireyleri zorlayıcı bir sürece sokabilir. “Annem- babam gibi olmayacağım derken, bir bakmışım onlar gibi davranıyorum” cümlesi ruh sağlığı çalışanlarının sıkça duyduğu bir cümledir.

Diğer bir taraftan, ebeveynlikle beraber biraz daha derinleşen ruh dünyasında, anne babalık, bireylerin geçmişlerine karşı şefkat beslemeleri için bir fırsat da olabilir.

Araştırmalara bakıldığında, çocuklarıyla olumsuz bir ilişkiye sahip olan orta ve ileri yetişkinlik dönemindeki bireyler, daha düşük iyilik haline, daha yüksek depresyon ve yalnızlık düzeyine sahiplerdir (Akt. Uludağlı,2017).

Çocuğun Çeşitli Özellikleri

Çocuğun yaşının küçük olması, ebeveynlerin psikolojik sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir (Evenson ve Simon 2005). Küçük çocuğun bakımına ilişkin sorumluluklar, bu nedenle daha fazla zaman baskısı hissetme ve ev ile iş yaşantısı arasında kalma, aynı zamanda eşle, çocuğa yaklaşım, bakım konusunda anlaşmazlıklar yaşama, küçük çocuğa sahip ebeveynlerin yaşamını daha fazla zorlaştırabilmektedir. On üç yaşından küçük çocuğa sahip olan bireylerin evlilik doyumu, çocuğu olmayan bireylere göre daha düşüktür (Orbuch ve ark. 1996). Çocuğun bir başka özelliği olarak davranış problemlerine sahip olması da annenin hem fiziksel sağlığını hem psikolojik sağlığını tehdit etmektedir.

Ebeveynin Çeşitli Sosyodemografik Özellikleri

Tek başına ebeveynlik görevi yürüten anneler, normalde iki ebeveynin kaldıracağı mali, psikolojik ve fiziksel sorumlulukları tek başlarına yerine getirmek zorunda kalmakta; özellikle de yeterli mali ve psikolojik desteğe sahip olmamaları durumunda hem kendileri hem de çocuklarıyla ilgili daha fazla sorun yaşamaktadırlar. Ekonomik problemler de ebeveynlerin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Düşük sosyoekonomik statüye sahip anneler daha fazla depresyona sahipken, bebeklerinde stres hormon düzeyinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Düşük sosyoekonomik statüye sahip olan aileler, daha ciddi mali ve çevresel stres kaynaklarına sahip oldukları için bu durum ebeveynlik kalitelerini olumsuz etkilemektedir (Akt. Uludağlı,2017).

Kaynaklar

Evenson RJ, Simon RW (2005) Clarifying the relationship between parenthood and depression. J Health Soc Behav, 46:341–358

Orbuch TL, House JS, Mero RP, Webst PS (1996) Marital quality over the life course. Soc Psychol Q, 59:162-171.

Uludağlı NP, Psikolojik Sağlık Açısından Yetişkin Olma, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2017; 9(3):263-283

Anneliğe Giden Süreç (Matrescence)

Ebeveyn olmak düşüncesi birçok kişi için heyecan ve mutluluk verici bir düşüncedir. Bir bebekle beraber bir anne de doğar. Tıpkı bebeğin yavaş yavaş dünya ya hazırlanması süreci gibi bir süreç de anneyi beklemektedir hamilelik ve doğumun ardından. “Anne olunmaz, yavaş yavaş anneliğe doğulur.” Sözü burada çok yerinde kullanılmış olacaktır. Anneliğe evrilme süreci psikolojik ve fizyolojik değişimlerin bolca yaşandığı; kaygı, hayal kırıklığı, suçluluk, rekabet, bıkkınlık ve hatta kızgınlık ve korku gibi yoğun ve olumsuz duyguların da deneyimlediği bir dönemdir

Anneliğe Giden Süreç (MATRESCENCE):

Ergenlik nasıl çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş süreciyse, anne olmaya giden süreç yani “matrescense” de anneliğe geçişi ifade eder. “MATRESCENCE” 1973’te Dana Raphael tarafından yazılmış bir makalede ifade edilmiştir.

Annenin östrojen ve progesteron hormonları, çevresindekiler (annesi, eşi, arkadaşları vb) ; bir  anneyi anne olmaya geçen sürecinde etkileyen öğelerdir. Birçok yeni anne, yaşadığı duyguları düşünürken ve bu süreci anlamlandırırken, yaşanılan belirtiler posportum depresyon ile karışabilir.

Anneliğe giden süreçte, birçok annenin yaşadığı benzer durumlar söz konusudur. Bunlar:

Belirsizlik:

En çok yatırım yapılan rollerde ve ilişkilerde ortaya çıkan bir histir.  Annelikle beraber yaşamdaki diğer rolleri anne yürütüp yürütemeyeceğini merak eder.  Bunun yanında belirsizlik hissini oluşturan bir diğer unsur da, annelik ve babalık deneyiminin tek bir çizgide ilerlememesidir, bu deneyim içerisinde iyi anlar olduğu kadar kötü anlar da vardır.

Hayaller ve Gerçekler:

Hamilelik ve annelik hakkında doğuma kadar anne baba çevrelerinden birçok şey duyar ve deneyimler.  Anneliğin anneye kendisini çok iyi hissettireceği gibi. Oysaki bu herkes için farklı bir deneyimdir. Doğum gerçekleştikten sonra, anne ve babalık deneyimlendikçe hayal kırıklıkları yaşanabilir.

Suçluluk, Utanç ve “Yeterince İyi Anne”:

Her kadının kafasında bir ideal anne temsili vardır.  Fakat bazı annelerde bu ideal anne temsili o kadar güçlüdür ki, “yeterince iyi anne” olmayı (çocuk doktoru ve psikanalist Donald Winnicott’ın geliştirdiği bir kavram) kabul etmek bir yetersiz ve eksik olma/bırakma hali olarak görülebilir ve mükemmel anneliğe ulaşma çabası yoğun utanç ve suçluluğa neden olabilir.

 “Hastaneden bebeğimle eve dönerken, arabada arka koltukta oturdum. Onu izlerken, birden tiz çığlıklarla ağlamaya başladı. Yardım edebilecek hiç kimse yoktu, ne bir hemşire, ne arkadaşlar ne de başka anneler. Şok içinde fark ettim ki, ona bakacak kişi bendim. O benim bebeğimdi ve ne yapmam gerektiğini bilmeliydim. Onu sakinleştirmeye çalışsam da, aynı zamanda bir korku dalgası geçti içimden.” (Stern, Stern & Freeland, 2013.)

Kuşaklararası Aktarım:

Doğum hikayeleri ve ebeveynlik kuşaktan kuşağa aktarılan, yaşantılar ve hisler bütünüdür. Farkındalıklarla bilinçli ebeveynliğe dönüşebilir, dönüşümlerle kuşaklar iyileşir.

Posportum Depresyon:

Plasentanın ayrılmasından itibaren başlayan ve 6-8 haftalık bir zamanı ifade eden bir süreç olarak kabul edilen sürece posportum dönem olarak tanımlanır. Doğumdan sonra ilk 24 saatte başlayıp 6-8 haftaya kadar geçen süre olarak da tanımlanmaktadır. Bu tanımın karşılığı, kültürümüzde 40 gün sürdüğü düşünülen “lohusalık dönemi” ‘dir,

Pospartum depresyon (doğum sonrası depresyonu, kısaca DSD) doğum yaptıktan sonra oluşan bir depresyondur. Depresyon bazen hamilelik sırasında başlar, ancak doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılabilmesi için, doğumdan sonra da devam etmesi gerekir.

Doğum sonrası depresyonu çok yaygındır ve doğum yapan her yüz kadından 10-15’inin buna maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Birçok kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından dolayı, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.

DSD’nun belirtileri her depresyonla aynıdır. Bunlar, kendini kötü hissetme ve genelde günlük hayatta olan şeylere karşı isteksizliktir. Tek farklılık, bu belirtilerin doğumdan sonraki ilk üç ay içinde ortaya çıkmasıdır. Bazen, daha sonra başlayan bir doğum sonrası depresyonu yaşamak mümkündür, ancak belirtiler doğumdan bir yıl kadar sonra görülürse, buna büyük bir olasılıkla doğum sonrası depresyonu diyemeyiz.

Kaynakça:

S. , Nilüfer 2010, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi: Anne Babalarda Posportum Depresyon Sıklığı Ve İlişkili Faktörlerin Belirlenmesi

https://medium.com/@alexandrasacks

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/spcd/article/view/5000107856